Yorgunum.
Fazlaca yağmur yağıyor, bence sigaraya ihtiyacım var.
Yoldayken aklımdaydı bütün yazacaklarım.
Şimdi hiç biri yok.
Kafamda kuruyorum.
Sevmemiş kimse sanki.
Sevilmiyormuş hissediyorum.
Tarafından..
Öyle değil biliyorum. Yüzüme bakıp gülümsediğinde o gülüşün gerçek olduğunu hissediyorum.
Yanılmak istemiyorum.
Beni üzen çok şey oldu. Seni üzen de çok şey olmuştur.
Muhakkak..
Beni üzen şeyler arasına dahil ol istemiyorum.
Seni üzen şeyler arasına dahil olmak istemiyorum.
Şu anki mutsuzluk elbette geçici olmalı.
Seninle mutlu olmak güzel.
Gözlerine bakmak güzel.
Gözlerine sonsuzcaymış gibi bakmak güzel.
Sana bunları söylemek değil, yazmak güzel.
Kafamda sorular var.
Envai-çeşit sorular var.
Bazen bilmemek daha iyi.
Bazen merakına yenik düşmemeye gayret ederek sormamak daha iyi.
Seni üzecek cevaplara ait soruları sormamak daha iyi.
Bana bir bakıp gülüşün içime ateşler düşürürken,
bu ateşler beni yakar mı diye sormamak en iyi.
Eski Dilde: Mübhem
Bir umuttur zaman... Bir mübhemdir zaman... İlerledikçe gerileyen, hep yeniden başlayan...
Pazartesi, Nisan 06, 2015
Pazar, Eylül 14, 2014
Yanlışı nerede yaptığım mı önemli, yanlışı yapma zamanlamam mı önemli, yanlışı neden yaptığım mı yoksa yanlış yapmam mı önemli olan? Hey hat, ne kadar çok soru var kafamda açığa çıkmayı bekleyen... Her zerremden tek tek gün ışığına çıkmayı bekleyen başı boş sorular ve her çıktığında derimi kanatan cevaplar...
Gitmek için hep daha erkendir, zaman her geldiğinde daha da erken olur. Velhasıl kaçmak, hem gitmeye hem de varmaya, ne gitmeye ne de varmaya benziyor, demişti. Saklanabileceğiniz yer neresi? Kaburgalarının arasına koysan da, orada saklı nefes alsa?
Ruhlarınız için en gerekli olan şeyi bir birinizde bulduktan sonra geri kalan her şeyi görmezden gelmek bu kadar zor olmamalı kadın... Sen ki ruhunun derinliklerinde kendini bulduğun adamı, kimse senin gözünden gördüğün gibi görmesin diye sakınırken aslında en büyük çöpü batıransın. Yapma! Bu yaptığın yağmur damlalarının cama vurduğunda çıkarttığı sesten korkman kadar anlamsız.
Soğuk memlekete giden birinin yanına alması gereken elektrikli battaniyenin pilli ve üste giyilebilir olanı gibiydi ona olan ihtiyacının öncelik derecesi. -demişti bana çok güzel bir adam. Onun bitip gideceğini, sonrasında daha aptal olacağını, kendine geldiğinde her şeyin ne kadar anlamsız olacağını düşünmezsen eğer, geceler nasıl gündüze kavuşur, gündüzler nasıl geceye meyleder?
Ellerin daha saçlarıma gitmeden uyur kalırdım kokusuyla. Rüyalarını rüyalarıma kitleyip, seninle uyuyasım var benim..
Cumartesi, Eylül 13, 2014
Aslında insana sorsanız 'neden' diye, sanırım asla doğru cevabı veremez size. Çünkü insanlar neden sorusunu sormaya korkarlar, özellikle de kendilerine. Neden seviyoruz, neden sevmiyoruz, neden gidiyoruz, neden geliyoruz... Sahi, neden bırakıp gidemiyoruz? Ama kimi? Kendimizi? Hayır. Aile? Sanmıyorum. Korkularımız? Olabilir. Peki sevdiğimiz? Belki... Hiçbir şeyi bırakıp gidemiyoruz çünkü geride bıraktığımızın her ne olacak ise aslında bizimle gelmesinden korkuyoruz. Bırakıp gittiğimizde zaten bizimle gelecek olanı neden kendimizden mahrum bırakalım ki...
Peki kendimizi mahrum bırakmaktan korkutuğumuzu aslında başkasından mahrum bırakıyor olabilir miyiz? Zaten kıskançlık denilen olgu tam da bu yüzden kendini gösteriyor bütün çıplaklığıyla . Kendimizi o olmadan nasıl eksik hissedecek isek, başkasında oluşan fazlalığını da kabullenmeyi bilmiyoruzdur.
Bizler bencil insanlarız. Her zaman istedigimiz ve yaptığımız şeylerde önce 'ben' der içerilerden asla bilinmeyen ve kendimize bile duyulmayan bir ses. Bencil olmazsak eğer zarar göreceğiz, bizim olanı çalacaklar ve asla geri vermeyecekler, böylece bizim kendimizi bile mahrum bırakmaya korktuğumuzu bir başkası alacak ve bir daha asla vermeyecektir geriye. Ya da başkası mı alacaktan ziyade yoksa biz mi farkında olmadan kendi ellerimizle sunacağız?
Her gün daha fazla çıldırıyorum ve siz bunu bilmiyorsunuz. Ve ben bunu bilmiyorum. Ve onlar bunu bilmiyor. Neden mi? İtiraflar günah çıkarmaktır ve bu 'neden' sorusuna doğru bir cevap vermek içimden:
Çünkü onlar en çok bize yakıştılar.
Çünkü onlar en çok bize yakıştılar.
Pazartesi, Nisan 07, 2014
Bazen mesela, insanın sevdiği biri varsa, sevdiği de onu seviyorsa eğer, sormalı mı ‘kendine; onu mutlu etmek için elimden geleni yapıyor muyum’ diye? Sormaması rahatlığını mı gösterir, beraber mutsuz da olabileceklerinin bir ispatı mıdır aslında? Ya da her şeyden öte bir korku mudur ‘acaba mutlu edebilecek miyim onu’ sorusuna cevap verememekten kaynaklı? Ya da hiç büyümek istemeyen bir adamın kendini hala birisini mutlu etmek için yeterince küçük görmesi midir yoksa? Ya da kendini büyütecek bir kadın mı arıyordur esasında? Ne istiyordur ki gerçekten? Aşk? Rahatlık? Sevgi? Özgürlük? Kendisinin bile ne istediğini bilmeyen birinden korkmak gerekli midir acaba?
Devamı gelecektir mutlaka.
Devamı gelecektir mutlaka.
Cumartesi, Aralık 29, 2012
'Gökyüzünün Ritüeli'
Depremden sonra çökmek üzere olan eve girdikten sonra gelen artçı depremlerle evin yıkılma korkusunu yaşamak gibiydi ayrıldıktan sonra barışmak. O kadar zor, o kadar acı, o kadar tedirgin, bir o kadar içeride kalan her şeyi kurtarma isteği. Yeni bir hayata başlamak için bir adım olan bu musibete, hayatı bitirdi gözüyle mi bakılmalı yoksa yeni bir başlangıç olarak mı bakılmalı, ben bunu hiç bilemedim. Hep içimde o kalanları kurtarma isteği oldu. Bıraksa mıydım acaba? Bıraksaydım, bir de ben üfleseydim nefesim yettiğince, ciğerlerim körelircesine üfleseydim de yıkılsaydı o ev, göçük altında kalsaydı her şey ve bir anda bitseydi acısı da, özlemi de, keşkeleri de. Hiç bir şey kalmasaydı geriye. Tuzla buz olsaydı ev. Çingeneler gelip çalsaydı en değerli anıları, çocuklar üstünde oyun oynasaydı, anıların en değersizlerini(!) de oyuncak yapsalardı kendine. Diyorum ki, kalmasaydı o evden geriye hiç bir şey. Asit yağmuru yağsaydı. Yıkılmış olan evin duvar parçaları eriseydi, kum olsaydı, nehire aksaydı. Rüzgar savurmasın o kum tanelerini, hayır, o zaman her yanda ufak ufak, bir toplu iğnenin ucundan daha küçük bir şekilde her yerde olurlardı. En derinlerden bir iz olurdu bunlar. Hayır. Nehire aksın ve gitsin. Yeter ki gitsin..
Cuma, Aralık 14, 2012
olmaz ya
Eğer ki olursa, hani olmaz da, olursa yani alsan beni götürsen, bana kaçacaksın ya, sen bana kaçarken ben de sana kaçsam işte, nereye oldugunu sormasam, söylemesen, sadece elimden tutup götürsen, nereye olursa, kimse bilmese, görmese bizi.
Eğer ki gidersek, hani olmaz da, olursa diye, çok uzaklara gitsek işte, ne kadar uzak oldugunu kimse bilmese,sen de bilmesen, ben de bilmesem, gitsek sadece yolun nerede bittiğini bilmeden.
Eğer ki yaşarsak, hani olmaz da, olursa işte, bir kulübe yapsak, ikimiz, herkesin içinde ama herkesten uzakta, orada yaşasak her şeyimizle, bir o kadar hiçbir şeyimizle.
Yani olmaz da olursa işte...
Eğer ki gidersek, hani olmaz da, olursa diye, çok uzaklara gitsek işte, ne kadar uzak oldugunu kimse bilmese,sen de bilmesen, ben de bilmesem, gitsek sadece yolun nerede bittiğini bilmeden.
Eğer ki yaşarsak, hani olmaz da, olursa işte, bir kulübe yapsak, ikimiz, herkesin içinde ama herkesten uzakta, orada yaşasak her şeyimizle, bir o kadar hiçbir şeyimizle.
Yani olmaz da olursa işte...
Cumartesi, Ağustos 11, 2012
O
Yorgun, argın, kırgın, bitkin, üzgün belki de kızgındı kadın. Ne istediğini bilmiyordu ama yine de istediği şeyler olmamakta ısrarcıydı hâlâ. Monotonlaşan hayatı, yaşantısı, ilişkisi kadının aklını toplamasına izin vermiyordu. Her şey o kadar sıradandı ki; farklı hiçbir şey yoktu. Yeni heyecanlar yoktu, yeni duygular, yeni kızgınlıklar, yeni sevgiler, yeni arkadaşlar, yeni yollar, yeni manzaralar... Hayatında yeniye dair hiçbir şey yoktu hem de. Kitabını bile aylardır bitirememişti. Peki değişen neydi? Ya da sorun değişen bir şeyin olmaması mıydı? Daha bir sene önceye kadar yaşadığı duyguların artık onu terk etmiş olması mıydı sorun yoksa değiştirilen(!) duyguları mıydı? Belki de sorun falan yoktu. Tek sorun her şeyin aşırı normal olmasıydı. Ama normallik insanın karşısına sorun olarak çıkmamalıydı ona göre. Bu durumda değişenin kendisi olduğunu düşünecekti ve bu hiç hoş değildi. Hayatının normal olmasını ama diğer insanlardan farklı olmasını istiyordu. Dünün normal olması ama bugünün dünden farklı olarak normal olması ne kadar mümkündü? Sürekli düşünüyordu ama çıkış yolu yine çemberin sonuna geliyordu. Aynı yere... Güçsüzdü kadın artık. Hayatını bir boşluğa bırakmıştı sanki. Mutsuzluğunun içinde başka mutsuzluklar arıyordu. Mutlulukları bile gerçek değildi ve bunun farkında olmak kadını daha da güçsüz kılıyordu. Düşünmek istemediğini düşünüyordu ve zorlanıyordu yapmak istediklerinde. Hayalleri gerçek olana kadar hayal ediyordu var gücüyle. İnanmıyordu ama hayal ediyordu. Belki de ölene kadar tek yapacağı şeydi; hayal etmek..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)