Bir umuttur zaman... Bir mübhemdir zaman... İlerledikçe gerileyen, hep yeniden başlayan...
Cumartesi, Aralık 29, 2012
'Gökyüzünün Ritüeli'
Depremden sonra çökmek üzere olan eve girdikten sonra gelen artçı depremlerle evin yıkılma korkusunu yaşamak gibiydi ayrıldıktan sonra barışmak. O kadar zor, o kadar acı, o kadar tedirgin, bir o kadar içeride kalan her şeyi kurtarma isteği. Yeni bir hayata başlamak için bir adım olan bu musibete, hayatı bitirdi gözüyle mi bakılmalı yoksa yeni bir başlangıç olarak mı bakılmalı, ben bunu hiç bilemedim. Hep içimde o kalanları kurtarma isteği oldu. Bıraksa mıydım acaba? Bıraksaydım, bir de ben üfleseydim nefesim yettiğince, ciğerlerim körelircesine üfleseydim de yıkılsaydı o ev, göçük altında kalsaydı her şey ve bir anda bitseydi acısı da, özlemi de, keşkeleri de. Hiç bir şey kalmasaydı geriye. Tuzla buz olsaydı ev. Çingeneler gelip çalsaydı en değerli anıları, çocuklar üstünde oyun oynasaydı, anıların en değersizlerini(!) de oyuncak yapsalardı kendine. Diyorum ki, kalmasaydı o evden geriye hiç bir şey. Asit yağmuru yağsaydı. Yıkılmış olan evin duvar parçaları eriseydi, kum olsaydı, nehire aksaydı. Rüzgar savurmasın o kum tanelerini, hayır, o zaman her yanda ufak ufak, bir toplu iğnenin ucundan daha küçük bir şekilde her yerde olurlardı. En derinlerden bir iz olurdu bunlar. Hayır. Nehire aksın ve gitsin. Yeter ki gitsin..
Cuma, Aralık 14, 2012
olmaz ya
Eğer ki olursa, hani olmaz da, olursa yani alsan beni götürsen, bana kaçacaksın ya, sen bana kaçarken ben de sana kaçsam işte, nereye oldugunu sormasam, söylemesen, sadece elimden tutup götürsen, nereye olursa, kimse bilmese, görmese bizi.
Eğer ki gidersek, hani olmaz da, olursa diye, çok uzaklara gitsek işte, ne kadar uzak oldugunu kimse bilmese,sen de bilmesen, ben de bilmesem, gitsek sadece yolun nerede bittiğini bilmeden.
Eğer ki yaşarsak, hani olmaz da, olursa işte, bir kulübe yapsak, ikimiz, herkesin içinde ama herkesten uzakta, orada yaşasak her şeyimizle, bir o kadar hiçbir şeyimizle.
Yani olmaz da olursa işte...
Eğer ki gidersek, hani olmaz da, olursa diye, çok uzaklara gitsek işte, ne kadar uzak oldugunu kimse bilmese,sen de bilmesen, ben de bilmesem, gitsek sadece yolun nerede bittiğini bilmeden.
Eğer ki yaşarsak, hani olmaz da, olursa işte, bir kulübe yapsak, ikimiz, herkesin içinde ama herkesten uzakta, orada yaşasak her şeyimizle, bir o kadar hiçbir şeyimizle.
Yani olmaz da olursa işte...
Cumartesi, Ağustos 11, 2012
O
Yorgun, argın, kırgın, bitkin, üzgün belki de kızgındı kadın. Ne istediğini bilmiyordu ama yine de istediği şeyler olmamakta ısrarcıydı hâlâ. Monotonlaşan hayatı, yaşantısı, ilişkisi kadının aklını toplamasına izin vermiyordu. Her şey o kadar sıradandı ki; farklı hiçbir şey yoktu. Yeni heyecanlar yoktu, yeni duygular, yeni kızgınlıklar, yeni sevgiler, yeni arkadaşlar, yeni yollar, yeni manzaralar... Hayatında yeniye dair hiçbir şey yoktu hem de. Kitabını bile aylardır bitirememişti. Peki değişen neydi? Ya da sorun değişen bir şeyin olmaması mıydı? Daha bir sene önceye kadar yaşadığı duyguların artık onu terk etmiş olması mıydı sorun yoksa değiştirilen(!) duyguları mıydı? Belki de sorun falan yoktu. Tek sorun her şeyin aşırı normal olmasıydı. Ama normallik insanın karşısına sorun olarak çıkmamalıydı ona göre. Bu durumda değişenin kendisi olduğunu düşünecekti ve bu hiç hoş değildi. Hayatının normal olmasını ama diğer insanlardan farklı olmasını istiyordu. Dünün normal olması ama bugünün dünden farklı olarak normal olması ne kadar mümkündü? Sürekli düşünüyordu ama çıkış yolu yine çemberin sonuna geliyordu. Aynı yere... Güçsüzdü kadın artık. Hayatını bir boşluğa bırakmıştı sanki. Mutsuzluğunun içinde başka mutsuzluklar arıyordu. Mutlulukları bile gerçek değildi ve bunun farkında olmak kadını daha da güçsüz kılıyordu. Düşünmek istemediğini düşünüyordu ve zorlanıyordu yapmak istediklerinde. Hayalleri gerçek olana kadar hayal ediyordu var gücüyle. İnanmıyordu ama hayal ediyordu. Belki de ölene kadar tek yapacağı şeydi; hayal etmek..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)