Cumartesi, Ağustos 11, 2012

O

Yorgun, argın, kırgın, bitkin, üzgün belki de kızgındı kadın. Ne istediğini bilmiyordu ama yine de istediği şeyler olmamakta ısrarcıydı hâlâ. Monotonlaşan hayatı, yaşantısı, ilişkisi kadının aklını toplamasına izin vermiyordu. Her şey o kadar sıradandı ki; farklı hiçbir şey yoktu. Yeni heyecanlar yoktu, yeni duygular, yeni kızgınlıklar, yeni sevgiler, yeni arkadaşlar, yeni yollar, yeni manzaralar... Hayatında yeniye dair hiçbir şey yoktu hem de. Kitabını bile aylardır bitirememişti. Peki değişen neydi? Ya da sorun değişen bir şeyin olmaması mıydı? Daha bir sene önceye kadar yaşadığı duyguların artık onu terk etmiş olması mıydı sorun yoksa değiştirilen(!) duyguları mıydı? Belki de sorun falan yoktu. Tek sorun her şeyin aşırı normal olmasıydı. Ama normallik insanın karşısına sorun olarak çıkmamalıydı ona göre. Bu durumda değişenin kendisi olduğunu düşünecekti ve bu hiç hoş değildi. Hayatının normal olmasını ama diğer insanlardan farklı olmasını istiyordu. Dünün normal olması ama bugünün dünden farklı olarak normal olması ne kadar mümkündü? Sürekli düşünüyordu ama çıkış yolu yine çemberin sonuna geliyordu. Aynı yere... Güçsüzdü kadın artık. Hayatını bir boşluğa bırakmıştı sanki. Mutsuzluğunun içinde başka mutsuzluklar arıyordu. Mutlulukları bile gerçek değildi ve bunun farkında olmak kadını daha da güçsüz kılıyordu. Düşünmek istemediğini düşünüyordu ve zorlanıyordu yapmak istediklerinde. Hayalleri gerçek olana kadar hayal ediyordu var gücüyle. İnanmıyordu ama hayal ediyordu. Belki de ölene kadar tek yapacağı şeydi; hayal etmek..