Cuma, Nisan 08, 2011

O



Orta yaşlarına gelmek üzereydi kadın. Gittikçe bir korku sarıyordu bedenini, aklını, düşüncelerini. Artık genç değildi. Yalnızdı ve yalnız kalmaya devam edecek diye korkuyordu. Her sabah aynaya saçlarında beyaz var mı çekincesiyle bakıyordu. O gün de öyle oldu.
Sabah kalktığında gözlerinin altının eskisinden daha fazla şiş olduğunu gördü. Gözlerinin altında torbalar oluşmuştu. Ayna, yüzüne vuruyordu bütün kusurlarını. Oysa bir zamanlar en iyi dostuydu ayna. Daha fazla oyalanmadan her sabah yaptığı rutin işleri yaptı. Önce biraz koşmaya çıktı, gelince sıcak bir duşa girip hafif bir kahvaltı yaptı. Kendini tekrar güzel hissetmek istiyordu o gün. En şık kıyafetlerini giyindi, sade bir makyaj yaptı. Her zaman topladığı dalgalı saçlarını o gün salık bıraktı. Omuzlarına dökülüyordu saçları. Hiç bir zaman uzatmadı saçlarını çünkü hiç yakışmayacağını düşündü. Denemedi bile uzatmayı.
Hava esiyordu biraz. Arabasına binip, işe gitti. İş hayatında da sosyal hayatında da spontane gelişen olaylara tahammülü yoktu. Her şey planlı olmalıydı. Bir iş yapılacaksa önceden bilmeliydi ya da bir yere gidilecekse en az bir gün önceden bilmesi gerekiyordu. Asla kendine kuralcı demedi.Mükemmeliyetçi olduğunu da kabul etmedi. Sadece düzenli biriydi. Bu düzenci kişiliği sayesinde hayatındaki çoğu insanı kaybetti. Arkadaşları, dostları, sevgilisi... Tabi ya, bir sevgilisi vardı. Deli gibi aşık olduğu ama hiç bir zaman sevgisini tam anlamıyla belli edemediği bir sevgilisi vardı. Hiç boğar gibi sarılmadı sevgilisine, hiç gözlerinin içine saatlerce bakmadı. Ağzından güzel kelimeler hiç bir zaman düşmedi ona karşı. Hep içine sallandı sözcükler. Ne demişti adam kadından ayrılırken? Hah evet!
-İlk başlarda hayat doluydun. Artık tanıyamıyorum seni.
-Ben de.
-Nasıl?
-Ben de tanıyamıyorum kendimi.
-Gerçekten mi? Ama sen sensin.
-Yeniden tanışabilir miyiz?
-Hayır. Hoşça kal..
Kadın fazla romantik biriydi ama hayatında daha fazla gerçeklik vardı. Aşk gerçeklik dışı bir şeydi. Ama hissettiği neydi? Kadın kendi içinde çelişkilere düştü. Çıkamadı kendinden. Aradan aylar geçmesine rağmen hala bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. Bir dostun eksikliğini, bir sevgilinin eksikliğini ama en çok kendi eksikliğini hissediyordu. Annesine, kardeşine bile bahsedemezdi içinde bulunduğu bu durumdan. Çünkü güçlüydü o. Ağlamazdı, isyan etmezdi. Hislerine boyun eğmezdi. Ancak kayboluyordu bir yerlerde. Bulmalıydı kendini. Bu duruma nasıl geldiyse, aynı şekilde geri çıkmalıydı. Bunları düşündü hep ve aldı eline kitabını. Kendini aramaya başladı...